I’m Not Doing This With A Friend Bölüm 12

Şu anda I’m Not Doing This With A Friend Bölüm 12 açmış bulunmaktasın. AYATOON adlı seriyi AYATOON sitesinden güncel olarak okuyabilirsiniz. Bizi arkadaşlarınıza önermeyi unutmayınız..

Çevirmen: Mugen

Öğle yemeğinin ardından Jane’yle sınıfa geri dönüş yolundaydık. Derin ve ağır bir konu konuşuyorduk.

“Öğk! Leen tam olmamış bir domatesi mi tercih ediyorsun?” (Çn: kastı kusmuklu su tadı)

“Evet, normal bir domatesin tadından daha iyi. Biraz şok edici bir tat.”

“Ama yani Leen bir düşünsene. Olgun olmayan bir domatesin ne gibi bir tadı vardır sence? Sırf düşünmesi bile korkutucu.”

“Ama eğer dış görünüşte iyi duruyorsa yenilebilir olur herhalde.”

“Eğer tadı güzelse, sadece bu önemli olmaz mı? Hatta aynı sebeple bazı insanlar…”

“Ne?”

“Oh, yok bir şey, dilim sürçtü yalnızca.”

Jane hızlıca dudaklarını kapattı. Bu durumdan kaçınıyor gibi.

Ama çoktan duydum yani. Dudaklarıma kurnazca bir gülümseme oturdu.

“Peki, bu sana doğru bir şeymiş gibi geliyor mu?”

“Efendim?”

Utanan Jane’yi arkamda bırakarak, yürümeye başladım.

Kısa süre sonrasında arkamdan seslendi. “Sen bir benle gelsene Leen!”

Sadece sesini duymak bile doğal bir şekilde tebessüm etmemi sağlıyor. Geçen hafta kulüp zamanına kadar hiç kimseyle konuşmamıştım.

Oh, tabi ki yapmadım çünkü konuşacak hiçbir arkadaşım yok. Jane okula geldiğinden beri okul hayatımdan olduğumdan çok daha memnundum.

Şu anda konuşacak bir arkadaşım olduğundan okul hayatımda büyük bir değişim vardı artık. Rahatlamış bir ruh haliyle mırıldanarak yürürken bir anda pembe bir şey önümde belirdi.

“Oh, naber Leen!”

Pembe kafa mı? Işınlanma büyüsüyle bir anda beliren kişi Carsion’du. Boş boş Carsion’a baktım ve dedim ki.

‘Carsion taş gibi.’

Ama niye bir anda önümde belirdi ki? Daha öncesinde yurda gelmesinin dışında, beni özel olaraktan hiç ziyaret etmedi.

“Görüşürüz.”

“N-ney?”

“….”

Carsion gözlerini kırptı ve sanki sırf bunun için gelmiş gibi masumca bana baktı.

Belirli bir açıda kafamı kaldırarak sordum. “Söyleyeceğin başka bir şey yok mu?”

Carsion kafa karışıklığıyla uzaktan bana baktı.

“Ah, acaba bir ihtimal, şey..”

Bunu söylemesinden beri ne kadar geçti? Uzun bir zaman boyunca bana cevap vermek için ağzını dahi açmadı. Yanımda duran Jane için kötü hissetmeye başlıyorum.

“Ne. Ne diyorsun?”

“Oh, hiçbir şey! Zamanını harcadığım için pardon!”

Kaşımdaki hafif çatılmayla, Carsion ürküp, hemen gözümün önünden kayboluverdi. Çok şaşırmış duruyordu. Sanki kötü bir şey yapmışım gibi hissediyorum, mahcup oldum ya.

“Seni rahatsız etmek istemiyorum…”

Kollarımı çiçek yapıp Carsio’un kaybolduğu yere baktım, ardından Jane titrek bir sesle konuştu.

“Sen ciddi misin Leen?”

“Hmmm?”

Jane’ye neden bahsettiğini sorarcasına baktığımda, o da kafa karışıklığıyla baktı. Derince bir iç çekti.

“Hiç, hiçbir şey.”

“Peki o zaman.”

Hafiften bir omzumu silktim ve ayaklarımı tekrardan hareket ettirdim. Bu sırada sınıfa girmiştik.

“Leen!”

Bu kez Fjord’du. Var gücüyle koştuğundan ağır ağır nefes alıyordu. Zar zor nefes alırken, anca konuşabildi.

“Zamanım tükeniyor, o yüzden direkt konuya geçiyorum! Bugün hiç kurabiye getirdin mi?”

Kurabiye getirdim ama sana değil.

“Hayır.”

“Cidden mi? Al o zaman!”

Ardından sanki cevabımın çoktan ne olacağını biliyormuş gibi kafasını salladı ve elinde tuttuğu hediye kutusunu kollarıma tıkıştırdı.

“Ne şimdi bu….”

“Aslında bunu hediye olarak almamıştım, kendime almıştım, o yüzden beni yanlış anlama! Bunu kulüp odasına getirmeni istiyorum, benim için bunu yapabilir misin? O yıkık mal Carsion’a vermeni istemiyorum sadece ama lütfen. Sana böylesine yalvarıyorum bak. Onun yüzünden tekrardan acı çekmek istemiyorum.”

Şaşkınlıkla, tüm bunların ne olduğunu soracaktım ama ben daha konuşamadan Fjord bağırarak yalvarmaya başladı.

Sanırım az önce eğer ona kurabiye vermezsem üzüleceğinden, Carison’a vermek adına bir kurabiye aldım.Ve Fjord’un cümlesi biter bitmez, uzaktan koşarak gelen bir grup gördüm. Deprem oluyor gibiydi.

“Sonunda buradasın Fjord!”

Fjord adının seslenilmesiyle sıkıntılı bir şekilde bakındı.

“Ah, şimdiden mi?”

Fjord’un arkasında büyük bir grup kız hırçın bir şekilde koşuyorlardı. Aralarına karışmış birkaç erkek öğrenciyi de görebiliyordum ama.

Fjord elini omzuma koydu ve acı bir ifadeyle başını salladı. “Behlül kaçar!”

Ardından Fjord hararetle kız grubuna yaklaştı ve aralarına girdi. Az önceki o acı ifadeyi tamamen yüzünden silerek, Fjord cana yakın bir ifadeyle teker teker kurabiyeleri aldı.

“Wow, çok popülersin.” Dedim bu inanılmaz manzaraya hayranlıkla bakarken.

“Hem yakışıklı, çalışkan. Hem de iyi bir kişiliği var. Ve ayrıca tabi ki herkes bunu sesli bir şekilde söylemek zorunda değil ama o prestijli markinin ailesinden. Yani onu sevmek için çokça neden var, değil mi?”

Fjord bir Markinin ailesinden gelme yani. Gözlerimi kırpıştırdım ve Jane’ye baktım.

“Fjord’un aksine teleportla kaçtığından, Fjord’a kıyasla çok daha popüler olan Caon daha rahat.”

“Carsion…”

Jane kelimelerini dikkatle seçerken gözlerini devirdi ve anca ağzını açabildi.

“Sanırım birkaç yıl önce saldırganca orada burada kovalanmaktan çok bıkmıştı. Bu gibi şeylerden konu açma onunlayken.”

“Cidden mi?”

İnsanların bu şekilde kendisini kovalamasından bıkardı normal olarak yani. Ama bir kere daha sinirlense sıkıntı olmaz herhalde.

Eğer Fjord’un bana verdiği kurabiyeleri alıp, ona verirsem, her ne kadar ona veren kişi ben olsam da buna sinirlenebilir.

Gerildim. Yani ona ciddi anlamda çikolata falan vermek istiyor da değilim. Kabaca düşünürken yürüyüp gittim.

“Leen, hadi göreyim seni! Yurtta görüşürüz!”

“Tamam, Jane. Elimden geleni yapacağım.”

Jane’nin, anlamının ne olduğu belli belirsiz cesaretlendirmelerini dinlerken elimi salladım. Jane alan dersiyle ilgili olan Kostüm Tasarlama Departmanı kulübüne katılmıştı.

Neyse ki, , diğer saçma sapan gruplar yerine okulu askıya almadan önceki ait olduğu yere geri gitmişti.

Yani bu demek oluyor ki kulüp vakitlerinde ayrılmamız gerekiyor. Ama tuhaf bir şey vardı.

Jane ne zaman kulüp zamanı olsa, sanki hayatla ölüm arasındaki yolda duruyormuşum gibi bana veda ederdi.

Cidden garipti. Jane’nin gidişini izlerken, bakışlarımı kaldırdım ve kulüp odasının kapısını açtım.

Kapıyı açtığım gibi, kiraz çiçeği renkli bir saç fırladı.

“…Carsion?”

“Leen!”

Kapı açıldığı gibi önümde kollarını açmış bir şekilde durdu. Bu davranışını bir anlığına sorguladım ve kapıdan uzaklaştım.

“Nereye gidiyorsun bilmiyorum ama iyi yolculuklar.”

“Hiçbir yere gitmiyorum. Seni bekliyordum.”

“Huh? Peki.”

Açık kollarının altından sıvıştım ve kulübe girdim. Ardından normal bir şekilde bir kenara çantamı koydum ve bir battaniye seçmeye koyuldum.

Bugün hangi battaniyeyi kullansam ki? Açık mavi olanı? Yok ya. Bugün pembe battaniyeye çekiliyorum ben onu seçeyim.

“Hey…”

Odunca, bugün hangi battaniyeyi seçsem diye karar verirken Carsion’un sesini işittim. Öncekinin aksine sakıngan bir tonda konuştu.

“Ne?”

“Leen, bugünün ne günü olduğunu biliyor musun?”

Yumuşak pembe battaniyeyi aldım ve daha hala kapının orada duran Carsion’a baktım. Her zamanki gibi yüzü kıpkırmızıydı.

…Ah. Dikkatli bakınca, bir şeyler farklıydı. Gözleri özellikle daha kırmızıydı ve göz bebekleri nemliydi. Her an gözyaşlarına boğulabilecek gibiydi.

Onun yüzüne bakınca, beynim beni dürtmeye başladı. Her ne kadar pervasız olsam bile, onun ne istediğini bilemezdim. Sadece hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandım.

Şöyle bir düşününce, derin bir beyin fırtınasının ardından seçtiğim tüm o battaniyeler Carsion tarafından verilmişti.

“Bilmiyorum ama duydum ki bugün Kurabiye Günüymüş.”

Bir şey demem gerekiyormuş gibi hissettim o yüzden bunu söyledim sadece. Bahane gibi geliyordu kulağa ama yalan olmadığından dolayı sorun değil. Vicdanımı rahatlattım.

“Huh? Oh… Bilmiyor muydun?”

Bunun iyi bir şey olduğunu düşünse de, biraz hayal kırıklığına uğramış duruyordu. Yüzüne bakmayı sürdüremedim ve başka yere odaklandım.

Ugh….

“Eğer böyle bir şey olduğunu bilseydim getirmezdim. Profesör dedi ki, bu bir hafta boyunca atıştırmalık getirmek yasakmış.”

“Ah, anlıyorum….” Carsion’un sesi iyice boğuklaştı.

Kanepede Carsion’un sesini görmezden gelmeye çalışarak uzandım, ardından battaniyeyle kendimi sardım ve sımsıkıca gözlerimi kapattım.

Ancak, gözlerimi kapattığımda bile, Carsion’un nemli gözleri kafamda dolaşıp durdu ve hüzünlü sesi kulaklarımda çınladı.

Uykum hiç gelmediğinden dolayı, yavaşça battaniyeyi çektim. Kulüp odası çok sessiz olduğundan merak etmiştim neler olduğunu.

Yalnızca bir saniyeliğine Carison’un ne yaptığını kontrol edeceğim……

Carsion’un bir köşeye çömeldiği, başını da dizlerine gömdüğü görülebiliyordu.

Ahhh! Kanepeden sıçradım. Çantamı koyduğum yere doğru yürüdüm ve hızlıca açtım.

“…Leen?”

Carsion anlamaz bir şekilde ismimi seslendi ama cevaplamadan sessizce elimi çantanın içine daldırdım.

Ve bu sabahtan beri sakladığım kurabiyeleri çıkardım. Fjord’un bana verdiği değil, benim kendi paramla aldığım kurabiyeydi.

Davranışlarımla kafası karışmış Carsion’a doğru hızlıca yürüdüm. “Bak yanlış anlama. Arkadaşlığı temsil eden bir kurabiye. Arkadaş kurabiyesi!”

Arkadaş kurabiyesi olduğunu vurgulayarak Carsion’un eline verdim ve Carsion’un gözleri inanamazcasına açıldı.

“Bunu….bunu bana mı veriyorsun? Benim için mi yani?”

“Çokta heyecanlanma. Tekrarlıyorum, bu sadece bir arkadaş kurabiyesi.”

“Ama az önce bugünün Kurabiye Günü olduğunu bilmiyordun….”

“Yolumun üstünde aldım.”

Benim saçma bahaneme karşın, Carsion gözleri hilal şeklinde gülümsedi. Kurabiyeleri dikkatlice kucakladı.

“Teşekkürler.”

Mutlu görünüyordu. Ne şimdi bu? Sadece bir kurabiye parçası bu.

Carsion’un tepkisini gördükten sonra dudaklarımı bükerken, odanın kapısı açıldı. Doğal olarak, bakışlarım kapıya döndü.

Kulüp odasına giren Fjord, sürüklenecek kadar dolu bir torba taşıyordu.

“Wow, Fjord. Onların hepsi sana mı?”

Fjord haykırmamla ne yapacağını bilemez bir şekilde kafasını kaşıdı.

“Direkt Carsion’a veremediklerinden dolayı, iletmem için bana veriyorlar.”

“Bana şutlamayı düşünme bile, aldığın her şeye sen sahip çıkmalısın.”

Fjord ışıktan bile hızlı olan bu redde kaşlarını çattı.

“Bunların hepsini atmayı ne zaman bitiririm sence ben? Yardım etmek zorundasın.”

Duyduklarımdan bir an şüphe ettim ….Neyi atıyorsun pardon?

tags: , ,

Yorum

Bölüm 12
ankara escort
madridbet giriş meritking giriş meritking madridbet giriş
denemebonusuverensiteler.best
deneme bonusu
erotik film izle
deneme bonusu veren siteler canlı casino siteleri casino
deneme bonusu veren siteler
casino siteleri
deneme bonusu
1xbet
bonus veren siteler
Slot siteleri
türk takipçi satın al
Pusulabet Betoffice